Düşünme üzerine düşünceler
October 19, 2006, 6:45 am
Filed under: Öylesine

sophistication_by_evreniz.jpg

İnsanların kullandığı hiç bir iletişim aracında karşıdakine söylenen herhangi bir şeyin karşı tarafta söyleyenin gerçekten söylemeye çalıştığı şey olarak algılanıp algılanmadığına dair etkili bir kontrol ve doğrulama mekanizması yok (ki yazılı olanında dahi zorlanıyorsunuz!). En yoğun kullanılan iletişim protokolü olan dilin, düşünceleri tam anlamı ile ifade edecek kapasiteden yoksun olduğuna, anlatılmak istenenleri anlatıcının beynindeki forma tam tamına uygun şekilde aktarmak için ziyadesiyle sonlu bileşenlere sahip olan bir araç olduğuna inanıyorum.

Bir şeyi anlatmak için onu ortak dile telaffuz etmek ve içeriğin bir kısmını, genellikle de o içeriğin anlatıcı tarafındaki formuna ulaşmasına etkimiş ayrıntıları barındıran kısımların törpülenmesini gerektiriyor. Bunun neticesinde doğan boşluklar karşı tarafta yeniden oluşturuluyor. Arada kaçanlar(ya da yakalanamayanlar), yani “interferenz” genel olarak “lost in transtlation” diyebileceğimiz ayrıntılar, ne yazık ki gerçekten tam anlamı ile kaybolmuyor ve karşı tarafta, karşı tarafın elindekilerle tamamlanıyor. Bu çoğu durumda istenmeyen bir şey, çünkü çoğunlukla karşı tarafın bizi anlamasını istiyoruz. Bunu önemsemeden kurulan iletişime de sanat diyebiliriz bir yerde, değil mi? (yazar bu noktada soru işaretini görünce irkilen ve aslında soru işaretine kadar ne okuduğuna dikkat etmemiş olan, iki satır öncesini hatırlamayan okuyucularına sevgilerini sunar).

Bu yazı sanatsal kaygılar gütmeyen bir yazı olduğu için elimden geldiği kadar açıklayıcı olmaya çalışacağım.[1]. Açıkcsı konumuz anlamanın temel parçası olan düşünme süreci

Düşünme sürecini, çeşitli yollarla gerçekleştirilen gözlemlerin -diğer düşünme seansları ile hayat bulan- kabuller etkisinde işlenmesi süreci olarak tanımlıyorum (cümlede geçen “kabuller” mevzusu yazının bel kemiğini oluşturuyor ve ona daha sonra döneceğim). Düşünceyi ise düşünme sürecinin sonucunda ortaya çıkan, hesaplanmış materyal olduğu için sonraki düşünme süreçlerinde kolayca kullanılmak üzere saklanan, ek olarak kimi zaman gözlemlenebilir tepkilerin temelini oluşturan bir reaksiyon olarak görüyorum. Aslında formal olarak kendi kendinize düşünmeniz ve sonuçlarını saklamanızı da, arkadaşınızın söyledikleri üzerinde düşünüp ona bir tokat aşketmenizi de bir reaksiyon olarak görebilir ve reaksiyon ile sonuçlanmayan bir düşünme sürecinin imkansız olacağını iddia edebiliriz (şu anda bile düşünme anlamında bir reaksiyon söz konusu, yazdıklarımı okuyor ve çeşitli çıkarımlar yapıyorsunuz).

Düşünme süreci ve düşünce arasındaki ilişkiyi biraz daha netleştirmek için şöyle bir tanım yapabilirim: “Bir düşünme sürecini, herhangi bir kişinin her an zihninde var olan verileri işleyen ve kendisine gönderilen parametreleri bu veriler ile eşleştiren, ilişkilendiren, karşılaştıran, ya da bu verileri zaman zaman organize eden, genelleyen ya da etiketleyen bir f fonksiyonu olarak kabul edersek, düşünce, bu fonksiyonun herhangi bir t anında aldığı herhangi bir s konusu için ürettiği çıktıdır”. Yani tüm yazılanları hep beraber harmanlarsak bir düşünme süreci sonunda ortaya çıkan düşünce, daha sonraki düşünme süreçlerini etkileyecek sessiz bir kabul olabileceği gibi gözlemlenebilir bir tepkiyi ortaya çıkaracak bir karar da olabilir. Yani düşünme dediğimiz şey sonuçları hem sonraki düşünme süreçlerini etkileyen hem de gözlemlenebilir tepki vermeyi mümkün kılan bir şey[2]. Bu bağlamda, bir birey için düşünmek, sonraki düşünme süreçlerini kabul edilmiş materyal anlamında finanse eden bir eylem aynı zamanda. Bu kalıtımı basit bir şekilde şöyle örnekleyebilirim zannediyorum:

Bir x eyleminin gerçekleştiği bir olayı ve sonuçlarını gözlemliyorum, daha önceki kabullerimden yola çıkarak bu sonuçların rahatsız edici olduğunu biliyorum. x eyleminin kötü ve istenmeyen bir şey olduğunu kabul ediyorum.

Bir A kavramının x, y ve z eylemlerini kapsadığını gözlemliyorum. Daha önceki kabullerime göre x‘in istenmeyen bir şey olduğunu bildiğim için A kavramının kötü ve istenmeyen bir şey olduğunu kabul ediyorum.

Bir E eylemin y ve z eylemlerini barındırdığını gözlemliyorum. Daha önceki kabullerime göre y ve z‘nin A kavramı kapsamında olduğunu biliyorum. Daha önceki kabullerime göre A‘nın kötü ve istenmeyen bir şey olduğunu bildiğim için E‘nin yanlış olduğu düşüncesine ulaşıyorum ve müdahale ediyorum (gözlemler ve kabuller etkisindeki düşünme süreci sonunda doğan gözlemlenebilir tepki).

Yukardaki senaryodaki x, y, z, A ve E yerine gerçek hayattan bir şeyler koyabilirsiniz. Bu senaryoyu unutmayın, daha sonra döneceğim. Fakat önce şu “kabuler” mevzusuna değinmek istiyorum.

Kabul dediğimiz şey herhangi bir şey olabilir. Bir yerden okuduğumuz, birisinden duyduğumuz, kendi kendimize düşünüp elde ettiğimiz, nasıl elde ettiğimizi dahi hatırlamadığımız bir şey olabilir, gözlemlediğimiz bir olayın sonuçları olabilir, hatta bizzat yaşayıp deneyimlediğimiz ve sonuçları hakkında fikir sahibi olduğumuz bir şey dahi olabilir. Fakat her ne olursa olsun, bu kabulün oluşması için okuduklarımız, duyduklarımız, gözlemlediklerimiz ve deneyimlediklerimiz ile ilgili düşünmemiz gerekir. Düşünme işlemi başladığında daha önceki kabullerimiz devreye girer ve düşünme işleminin sonunda elde edilen sonuçları, yani yeni kabullerimizi etkiler[3]. Yani herhangi bir düşünme sürecinin sonucunu, daha önceki düşünme süreçlerinin sonuçları etkiler[4]. Dolayısıyla bir bireyin doğru olduğuna yürekten inandığı bir düşüncenin, başkaları tarafından doğru kabul edilmemesi ya da yanlış olduğunun iddia edilmesi bence son derece doğaldır[5] ve bunun nedeni bizzat, kabullerdir. Düşünme işleminin devreye girdiği her durumun doğruluğu kabuller ile ilgilidir, kabullerin doğruluğu ise önceki kabuller ile ilgilidir.

Bu son paragraf ışığında üstteki kalıtım senaryosunu bir daha gözden geçirin: x eyleminin gerçekleştiği olayın sonucunun rahatsız edici olduğundan başlayarak A kavramının x, y ve z‘yi kapsadığı, E eyleminin y ve z‘yi kapsadıkları ve E eyleminin yanlış olduğuna varan senaryodaki her şey, aktörün kabulleri ile şekillenmemiş midir? Bu durumda çok sofistike ve hassas nedenlerle E, sadece senaryodaki kişiye göre yanlıştır, öte yandan herhangi başka birisi büyük bir doğallıkla E‘nin doğru bir şey olduğu düşüncesine sahip olabilir… Bu noktada birisinin düşüncesini “yanlış” düşündüğünü iddia ederek “değiştirmeye çalışmak” aptallığın en güzel tanımlarından birisidir bana göre. Bilimsel bilginin bile doğruluğundan söz etmek bir kaç seviye derine inilip sorgulandığında anlamsızlaşırken, elde edilen her bilgi, öncesinde yapılan bilimsel kabuller çerçevesinde değerlendirilmediği sürece anlamını yitirirken, bir A kişisinin çıkıp bir B kişisinin, düşüncelerini değiştirmeye çalışması, bence, aptallığın özünü temsil eder.

Bence insanların kimileri düşünce denen şeyin ne kadar sofistike bir süzgeçten geçerek ortaya çıktığını anlamışlar ve farklı düşüncelere saygı duymanın ne demek olduğunu idrak etmişlerdir.

Kimileri, nedenini tam olarak bilmedikleri bir alışkanlık ile bu çeşitliliği kabullenmişler ve çeşitliliğe saygı duymaları gerektiğine inanmışlardır.

Bir kısmı ise ne durumda olduklarından bihaber şekilde kabullerinin evrenselliğine, bir şeyleri doğru biliyor olduklarına dair tamamen batıl bir inanç yaşatmaktadırlar.

[1] Bu yazılanlar bir  bilimsel kaynaktan faydalanılmadan yazılmıştır. Bu yüzden zerre kadar umursamasanız, kimse çıkıp size “ayıp oluyor” demez.

[2] Amacım kimseye aptal demek değil Descartes’in ne büyük adam olduğunu ispatlamak aslında (smiley).

[3] Kimi okurların “e iyi de gördüğümüz şeyi anlamak için düşünmemiz mi gerekir?” diyebilecekleri aklıma geldiği için kısa bir açıklama yazmak istedim: Gözümüzle gördüğümüz bir şeyi anlamak için dahi düşünürüz, algıda seçicilik de burada devreye girer muhtemelen. Görme işleminin gözde sona ermeyip visual cortex’te gerçekleşmesi de bunun bir ispatıdır zaten. Beyin optik sinirler ve lateral geniculate nucleus üzerinden gelen ham veriyi işleyerek, basitçe “ihtiyacı olanı” görür. Bu yazının bilimsel olarak geçerli olan tek kısmı da burasıdır.

[4] Dikkatli okurların bu basit iterasyonu görüp geriye doğru gittiklerini ve bu iterasyonun ilk döngüsündeki başlangıç materyalinin ne olduğunu sorguladıklarını biliyorum. Bunun yanıtı ile ilgili kesin bir fikrim yok, fakat yanıtın genetik materyal olduğu fikri kulağıma hoş duyuluyor, konumuz bu olmadığı için uzatmıyorum.

[5] Bu noktada bence asıl doğal olmayan şey insanların “uzlaşması” ve “ortak noktalar” bulabilmesidir; bu uzlaşmaların en yoğun yaşandığı yer dünya olan bilim dünyasının var olması için asırlar boyunca çalışmış bilim insanlarına teşekkür ederim.

HIT    ME!!

Advertisements

9 Comments so far
Leave a comment

yanlış anlamadıysam uzlaşma ya da ortak noktalar denilen şey aslında bir yanılsama. Ya da bu sadece, Beyin optik sinirler ve lateral geniculate nucleus üzerinden gelen ham veriyi işlemesi sanırım.Neyse bu “öylesine” başlığı altındaki yazılar güzel oluyo valla bi nevi egzersiz gibi bişey…

Comment by bbo

Hmm, madem egzersiz yapıyoruz…
Eklenen 5. maddemiz “Dolayısıyla bir bireyin doğru olduğuna yürekten inandığı bir düşüncenin, başkaları tarafından doğru kabul edilmemesi ya da yanlış olduğunun iddia edilmesi bence son derece doğaldır” kısmına referans.

Sanırım genelde “Yanılsama” derken “duyu yanılması” konusun ifade ederiz. Fikrinize göre göremediklerimizi düşünemiyoruz ya da gördüklerimizi düşünüyoruz. Bana göre LGN ile veriyi algılamak ve işlemek bahsetmeye çalıştığım düşünce sistematiğinden uzak. Diğer “açıdan düşünecek” olursak görme özürlülerinin de düşündüklerine inanıyorum. Sanırım çok fena bir egzersiz durumundayım…
Yinede yorumunuz ve “öylesine” başlığına ilginiz için çok teşekkür ederim

Comment by bora

Sanırım döndüre döndüre bilişsel mimariden bahsetmektesiniz. Bu düşünme sürecimin sonunda elde edilen bir biricik düşünce değil ama eminim.

Comment by climt

Yanılmıyorsam bilişsel dediğimizde zekanın işleyişiyle ilgili konulardan bahsediyoruzdur. Yukarıda ise zekanın yapılanışından çok düşünce istematiğimiz, düşüncele kalıplarının kendileri üzerinde laflıyorduk. Düşünce sürecinizdeki diğer düşünceleri de paylaşırsınız umarım.

Comment by bora

Bilişsel aslında zekayı da kapsayan bir şeydir aslında. Siz düşünce süreci derken, yine aslında, zihinsel bir süreçten bahsediyorsunuz.

Comment by climt

Nerden bulaştım diye düşünmeye başladınız…

Düşünmek: Bir sonuca varmak amacıyla bilgileri incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilgilerden yararlanarak düşünce üretmek, zihinsel yetiler oluşturmak, muhakeme etmek

Bilişsel: Bilişle ilgili, zekânın işleyişiyle ilgili.

Zeka: İnsanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, anlak, dirayet, zeyreklik, feraset

Elbette düşünce süreci zihinsel bir süreç, olayımızın başka bir yerde gerçekleşmesinin mümkün olduğunu sanmıyorum.
Düşünme durumu (tefekkür) mutlaka zeka gerektirir ama ne şekilde düşündüğümüzü düşünürken zekanın kendisi belki bu süreçteki opsiyonlara (kombinasyon,permitasyon gibi..) ve hızımıza etki ediyordur. Bu benim düşüncem ve gördüğünüz gibi bu tamamen kabullerimiz ile ilgili bir durum.

Comment by bora

Her şeyden önce tabii ki ortak kabuller var. Bilimde işevuruk (operasyonel) tariflerden bahsedilir; yani bir kavramın onu nasıl elde ettiğimizle ilgili olarak tanımlanması. Mesela,standart bir zeka WISC_R zeka testinin 90-110 aralığına tekabül eder gibi.İşte bu bilimsel süreçteki ortak kabul.
Bunun yanında bizim bazı sayıltılara da ihtiyacımız var; bunu böyle kabul eder bunun üzerinden düşünmeye başlarız felsefeden de yararlanarak. Mesela bilişsel, aslında zihinsel demek bilişsel psikolojide. Yani ben bilimsel terminolojiden bahsediyorum günlük hayattaki ortak kabüllerimizden değil. Herhangi bir sözlükte zeka ile bilişsel eşit kabul edilebilir ama bilimin sofrasında bu elma ile armut olayı gibi bir şey.Yani bir kavram kargaşası var ama bu sözlükteki anlamlara bakılarak çözülemiyor. Bilişsel psikolojide zihinsel=bilişsel anlamında kullanılır ve zeka bunlardan çok farklı bir kavramdır genel olarak zeka, bilişsel yetilerle yeni şartlara uyum sağlama kapasitesi olarak düşünülür yani bir potansiyelden bahsedilir. Bilişsel dedeğimizde yani zihinsel tüm düşünme, muhakeme, dikkat, bellek gibi işlevlerin bütününü düşünürüz.
Bu arada kendimi bilişsel psikoloji sınavında hissettim birden biraz da öğreten kişi olarak!

Comment by climt

Zamanınız ve emeğiniz için teşekkür ederim. Yazacaklarım polemik amaçlı değil, konuyu netleştirmek istiyorum.

Yanılmıyorsam şuan için iki temel nokta var, bunlardan birtanesi kavram kargaşası.

Yazı bilimsel bir kaygıdan uzak ve okuyucaları tarafından anlaşılmak adına yalın tutulmaya çalışılmış. Tabiiki kısmen de olsa bilimsel içeriğe uygun bir şekilde daha bilimsel kaynakların kullanılması doğru olacaktır ancak temel kavramları konvansiyonel halleri ile kabul etmek okuyucunun yanılgı olasılığını düşürecektir.

Dilbilimsel, nörolojik yada psikolojik açılardan ve buna uygun sözlüklere de baktığımızda tanımların farklılık göstereceğini kestirmek güç değildir. Bilim dallarının kendine ait kabullenişleri basılı malzemelerine de yansıyor sonuçta…

Bana göre kavram kargaşası yaşanması “Sanırım döndüre döndüre bilişsel mimariden bahsetmektesiniz” cümlesinden doğdu. Herşeyden önce bahse konu olan “düşünme” zeka değil, üstelik yazıda bu sözcük ya da anlamdaşı da geçmiyor. Yani ilk cevabımdan bu yana ifade etmeye çalıştığım konuda yer almayan ancak bir şekilde bağdaştırdığınız bir zekasal mimari, yapı meselesi bu açıdan da baktığınızda kavramsal ayrımın altını çizmeye çalışıyorum.

“Herhangi bir sözlükte zeka ile bilişsel eşit kabul edilebilir ama bilimin sofrasında bu elma ile armut olayı gibi bir şey.” Kısaca apayrı kavramlar diyorsunuz da ben aksini hiç idaa etmedim ve bu kavramları da ben ortaya atmadım zaten.

İkinci noktamız da yorumların içeriğe etkisi. Derlemek gerekirse:
Düşünme zihinsel yani zeka ile ilgili bir süreçtir bunu gerçekleştirebileceğimiz başka bir alan ve olanağımızın olmadığını sanırım kabul ediyoruz.
Konu düşünme ve düşünme sistematiği bu noktada zeka açısından bakmıyor, kişisel şablon ve formları, kabulleri ve oluşumlarını örneklemeye çalışıyorum. Bu size zihinsel mimari ile ilgiliymiş gibi gelebilir ancak zihinsel mimari bu kabüllerin ve süreçlerin sonunda oluşan yapı. Yani çok daha ilkel ve basit bir şey hakkında düşüncelerimi paylaşmak istemiştim.

Comment by bora

Kavramları ortak anlamda kullanmadığımız için demek istediğinizi iki kodlamada anlamaya çalışıyorum: biri sizin yönünüzden diğeri benim. Düşünme, düşünme prosesi, zihinsel, bilişsel ya da zeka bunları bir bütün olarak hiç birşeye indirgemeden kavramaya çalışırım ama amacım konudan kopmak değildi; şu ana kadar bahsettiğim her şey bir bütün benim için; düşünme denilirse zihinsel derim zeka derim bellek de derim. Ben, düşüncem kabul edilsin ya da bir düşünceyi kabul edeyim motivasyonuyla değil bir beyin fırtınası olsun istemiştim amacıma da ulaştım, teşekkürler. Bunamamam için bir neden daha!

Comment by climt




Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s



%d bloggers like this: